İki Adımlı Doğrulama Nedir? Nasıl Etkinleştirilir? Gereklimidir?

İki adımlı doğrulama (ya da “2FA“), iki farklı doğrulama yönteminin kombinasyonunu gerektirerek, bir servis sağlayıcısının kullanıcının kimliğini tanımlama işlemidir. Bu kombinasyon kullanıcının bildiği bir şeyden (bir şifre ya da PIN kodu gibi), kullanıcının sahip olduğu bir şeyden (anahtarlık ya da cep telefonu gibi) ya da kullanıcıya bağlı veya kullanıcıdan ayrılamayacak bir şeyden (parmak izi gibi) oluşabilir.

Hayatınızın diğer alanlarında muhtemelen iki adımlı doğrulamayı kullanıyorsunuz. Bir ATM kullanarak para çektiğinizde, hem fiziksel banka kartına (sahip olduğunuz bir şey), hem de bir PIN koduna (bildiğiniz bir şey) sahip olmalısınız. Ancak şu anda birçok online servis kullanıcılarının kimliklerini doğrulamak için bir adımlı doğrulamayı kullanıyor — yani tek bir şifre.

353_290220161921_660763201

2FA(İki Adımlı Doğrulama) Online Olarak Nasıl Çalışıyor?

Geçtiğimiz birkaç sene içinde, aralarında Facebook, Google ve Twitter’ın da bulunduğu birkaç online servis, sadece şifre ile doğrulama yapmanın yanında 2FA alternatifini de kullanıcılarına sundu. Bu özellik etkinleştirildiğinde, sistem kullanıcılardan hem şifrelerini, hem de ikincil doğrulama yöntemlerinden birini sağlamalarını ister — bu da tipik olarak SMS aracılığıyla gönderilen bir seferlik bir kod ya da Google Authenticator, Duo Mobile, Facebook uygulaması ya da Clef gibi bir sır saklayan ve sırf bu fonksiyon için yazılmış bir mobil uygulamadır. Her iki durumda da, ikinci adım (ya da faktör) kullanıcının cep telefonudur, yani kullanıcının (normalde) sahip olduğu bir şey. Google dahil olmak üzere bazı web siteleri, ek yedek olması amacıyla indirilebilecek ve kağıda yazılabilecek yedek kodları da ayrıca desteklemektedir. Kullanıcı 2FA kullanmayı tercih ettiğinde, hesabına erişmek için hesabının şifresini ve telefonundan aldığı tek seferlik kodu girmek zorundadır.

2FA’i (İki Adımlı Doğrulama) Neden Kullanmalıyım(yız)?

2FA, kimliğinizi doğrulamanız için birden fazla yöntem gerektirdiği için çok daha iyi bir hesap güvenliği sunar. Yani bir kişi şifrenizi ele geçirse bile, o kişi cep telefonunuzu ya da diğer ikincil doğrulama yöntemlerinden birini elde etmeden hesabınıza erişemez.

2FA (İki Adımlı Doğrulama) Kullanmanın Dezavantajları Var Mı?

2FA her ne kadar daha güvenli bir doğrulama sağlasa da, kullanıcı telefonunu yanlış bir yere koyarsa ya da kaybederse, SIM kartını değiştirse ya da dolaşımın (roaming) olmadığı bir ülkeyi ziyaret ederse, kullanıcının hesabına erişememesi riski vardır.

Birçok 2FA servisi “yedekleme” veya “kurtarma” kısa listesi hizmetini sunar. Bunlar hesabınıza her daim erişmenizi sağlayacak kodlardır. Eğer telefonunuza ya da başka bir doğrulama cihazınıza olan erişiminizi kaybetmekten korkuyorsanız, bu kodları yazdırıp yanınızda taşımanız yararınıza olacaktır. Tek bir kopyasını çıkartıp yanında taşıdığınız sürece, bunlar “sahip olduğunuz bir şey” olarak çalışmaya devam edecektir. Bu kodları güvende tutarken çok dikkatli olduğunuzdan ve kodları kimsenin görmediğinden emin olun.

SMS mesajlarını kullanan 2FA sistemleriyle ilgili bir başka problem de SMS mesajlaşmasının güvenli olmamasıdır. Telefon ağına erişimi olan sofistike bir saldırganın (bir istihbarat örgütü ya da örgütlü suç operasyonu gibi) bu ağı dinlemesi ve SMS’le gönderilen kodları kullanması imkan dahilindedir. Aramaları ve metin mesajlarını kendi numarasına yönlendirmeyi ya da telefona ihtiyaç olmadan bir telefona gönderilen metin mesajlarını gösteren telefon şirketi servislerine erişmeyi başarmış daha az sofistike (sıradan bir birey gibi) saldırganların olduğu da görülmüştür.

Bu seviyedeki saldırılardan endişe duyuyorsanız, SMS doğrulamasını kapatın ve yalnızca Google Authenticator ya da Authy gibi doğrulama yapmayı sağlayan uygulamaları kullanın. Maalesef bu özellik 2FA destekleyen her servis tarafından desteklenmemektedir.

Ek olarak, 2FA bir servise rahat olduğunuzdan daha fazla bilgi verme anlamına gelebilir. Diyelim ki bir Twitter kullanıcısısınız ve servise bir takma isim kullanarak kaydoldunuz. Twitter’a sizi tanımlayacak bilgileri vermemekte titiz davransanız bile ve servise sadece Tor ya da VPN kullanarak bağlanmış olsanız bile, SMS kullanarak 2FA’i etkinleştirdiğinizde Twitter mecburen telefon numaranızın kaydına sahip olacaktır. Bu, mahkeme tarafından mecbur bırakıldığı durumda Twitter’ın hesabınız ve telefon numaranızı ilişkilendirebileceği anlamına gelir. Twitter gibi bir servisi yasal isminizle kullanıyorsanız bu sizin için bir sorun teşkil etmeyebilir ancak anonimliğinizi korumak sizin için önemliyse, 2 adımlı SMS doğrulamasını kullanırken iki kez düşünmek isteyebilirsiniz.

Son olarak, yapılan araştırmalar ikinci adımın onları güvende tuttuğunu düşünen bazı kullanıcıların 2FA kullanmaya başladıktan sonra daha zayıf şifreler seçtiğini göstermiştir. 2FA kullanmaya başladıktan sonra bile güvenli şifreler kullandığınızdan emin olun.

2fa

2FA’i (İki Adımlı Doğrulama) Nasıl Aktifleştirebilirim?

Bu kullanılan terminoloji gibi platformdan platforma değişen bir şeydir. Bu işlem için Facebookgiriş onayları”, Twittergiriş onaylaması“, Google ise 2-adımlı doğrulama ismini kullanır. Birçok platformda 2FA’i aktifleştirmek için sadece SMS alma özelliğine sahip bir cep telefonuna ihtiyacınız vardır.

2FA desteğine sahip sitelerin geniş bir listesini https://twofactorauth.org/ adresinden edinebilirsiniz. Şifrelerin çalınmasına karşı daha iyi bir koruma istiyorsanız, bu listeye göz atmalı ve bel bağladığınız tüm internet hesapları için 2FA özelliğini aktifleştirmelisiniz.

Kaynakça : https://ssd.eff.org

Advertisements

Free DBA Tools for SQL Server Professionals

[Note from Pinal]: This is a 133rd episode of Notes from the Field series. I know Mike for many years and Mike has always inspired me with his positive energy. I have always enjoyed spending time with him as I have always learned something new but along with it, I have also improved as a…

via Free DBA Tools for SQL Server Professionals – Notes from the Field #133 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

YUNANLARA BENZİYOR MUYUZ?

Tam da Yunanistan’dan yeni dönmüşken oradaki izlenimlerim ile birebir örtüşen bir yazıya rastladım. Ben de bu konuda birşeyler yazmak istiyordum ama; bu yazı yenisini yazmak yerine, alıntı yapıp kendisini paylaşmanın daha uygun olduğunu düşündürdü bana. Yazı Gazeteci-Yazar-Fotoğraf sanatçısı Uğur Oral’a ait, keyifli okumalar…

photo_2016-06-27_13-31-16


Çok sık duyduğum bir karşılaştırma, benzetme vardır…

Derler ki “Türkler, Yunanlara çok benzer…” Birçok kez Yunanistan’a gitmiş, çok Yunan dostu olan bir Türk olarak hep sorgularım bu iddiayı açıkçası… Gerçekten benzer miyiz? Ya da benzerliğimiz hangi ölçüdedir, hangi alanlardadır? Bu, sadece paylaşılan ortak coğrafyanın etkisiyle folklorik bir benzerlik midir, yoksa toplumsal yapıtaşlarında da var mıdır bir benzerlik?

***

Adalarına da şehirlerine birçok kez gittiğim ve çeşitli sürelerle kaldığım Yunanistan’da hep bu sorununun yanıtını ararım usumda: ”Gerçekten de benziyor muyuz birbirimize?” Yemeklerimizin, şarkılarımızın, danslarımızın vs. benzeşmesi elbette çok doğal… Yıllarca iç içe yaşamışız… Gelenek görenek bağlamındaki benzeşme ve etkileşim yadsınamaz elbette… Ama kültürel ve entelektüel açıdan iki toplumun arasında aslında önemli farkların bulunduğu görmek durumundayız… İstesek de, istemesek de…

***

Rakamlarla ve belgelerle konuşmak gerekirse… Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İnsani Gelişme Endeksi’nde Yunanistan 29’uncu sırada… Türkiye ise 92. sırada geliyor ancak… Yine aynı endekste eşitsizliğe uyarlanmış insani gelişme endeksinde Yunanistan 26’ncı sırada… Türkiye’nin yeri ise 66… Toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde Yunanistan 24’üncü sırada… Türkiye ise 77… Yani, evrensel ölçülendirmelere baktığımızda Yunanistan’ın bizim çok önümüzde olduğunu görüyoruz…

Türk siyasetçilerin “Vah vah, batıyorlar, iflas ettiler” dedikleri Yunanistan’da ortalama kişi başı yıllık gelir 28.434 Dolar… Türkiye’de ise ortalama kişi başı yıllık gelir: 13,464 Dolar… Evet, Türkiye Ekonomisi’nin büyüme hızı Yunanistan’ın çok üzerinde… Ama ekonomik açıdan büyümek, demokratik ve kültürel açıdan da büyümeye eşdeğer olamayabiliyor bazen… Zenginleşmek her zaman beraberinde medenileşmeyi getirmeyebiliyor… Öyle olsaydı, bütçesi her yıl fazla veren petrol zengini Arap ülkeleri dünyanın en medeni ülkeleri olurdu, ama durum ortada!…

İki toplumun aslında birbirinden ne denli farklı olduğunu gösterecek somut örnekleri arttırmak mümkün… Mesela en ufak bir vergi artırımında meydanları dolduran parlamentoyu kuşatan bir toplum Yunan toplumu… (Bizim toplumumuzda bu duyarlılığın ve demokratik hak arama bilincinin olduğunu söyleyebilir miyiz? Toplumlarımız benziyor mu?) Mesela iktidardayken ve daha uzun yıllar koltuğunu koruyabilecekken partisinin genel başkanlığını da başbakanlığı da bırakan bir Kostas Simitis örneğini de anımsamak lazım… (Bizde bu demokratik olgunluğu gösteren siyasetçi var mı? Siyasetçilerimiz birbirine benziyor mu?)

***

Bir süre önce çok merak ettiğim bir Yunan Adası olan Sakız’daydım… Birlikte gittiğim yol arkadaşlarımı da hayrete düşüren bazı detayları paylaşmak istiyorum… Okuduktan sonra siz karar verin, iki toplum gerçekten de benziyor mu birbirine?

photo_2016-06-27_13-32-34

***

İki gün kaldık;  arabalar, motorlar akıp gidiyordu caddelerde ve bir kez bile korna sesi duymadık… Her aracın kornası var elbette, ama mecbur kalmadıkça basan yok! Hatta gençlerin kullandığı arabaların bir tanesinden dahi yüksek müzik sesi geldiğine tanık olmadık… (Çeşme geldi aklıma… Benziyor muyuz?) Şehir merkezinde yapılar en fazla üç katlı… Öyle rant amaçlı dev binalar yok, denizden esen rüzgâr en içlere kadar ulaşıyor… (Kuşadası geldi aklıma, İzmir’in Kordon’u… Benziyor muyuz?) Yollarda en ufak bir çöp görmedik… Atılmış bir tek sigara izmariti bile yoktu… Sahil bandında adım başı banklar konmuş… Bankların üzerinde ne yazı var, ne çizikler… Ne de altında çekirdek kabukları… Karşıyaka Sahili geldi aklıma… (Benziyor muyuz?) Gece geç saatte barların önünden geçtik… Gençler coşmuş, eğleniyorlardı. Ne bir nara atan gördük, ne taşkınlık yapan… Ne kavga eden gördük, ne de gürültüyle çevreyi taciz eden işletmeler… Alsancak geldi aklıma… (Benziyor muyuz?)

Mesta Bölgesi’nde yüzlerce yıl öncesinden kalan şehir içindeki geçitleri gezdik… Atıl durumdaki dehlizlere çıktık… Ne atılmış bir kırık şişeye, ne duvara yazılmış bir yazıya ne de tuvalet ihtiyacının giderilmiş olduğuna tanık olduk… Kimsenin sahip çıkmadığı, serseriye berduşa mekân olmuş tarihi zenginliklerimizi anımsadım… (Benziyor muyuz?) Pirgi Bölgesi’nde bir köy kahvesine gittik. Yetmiş yaşına yaklaşmış, tipik bir Yunan köylüsü olan kahveci Manula ile tanıştık… O bile, derdini anlatacak kadar İngilizce biliyordu… (Bizim “yes” ve “no”dan öteye yabancı dil bilgisi olmayan esnafımızı anımsadım… Benziyor muyuz?)

Kiraladığımız aracın deposunu fazla fazla doldurmuşuz… Aracı teslim ederken fazladan koyduğumuz benzinin tutarının anlaştığımız kiradan düşüldüğünü gördük… (Üç kuruşluk hediyelik eşyayı 30 liraya turiste kakalamaya kalkışan turistik yöre esnafımız geldi aklıma… Benziyoruz(!) değil mi?)

Bir tavernaya düştü yolumuz… Kadınlar en güzel kıyafetlerini giyinmişler gelirken… Erkeklerin hepsi tıraşını olmuş tertemiz… Kimse kimseyi kolundan tutup da piste sürüklemiyor…Uzo su gibi akıyor ama insanlar içip içip sapıtmadan eğleniyor… Hır gür yok… Kadınlar erkekler kol kola sirtaki yapıyor… Neredeyse doksan yaşına yaklaşmış Yunanların bile piste doluşup yaşam sevinçlerini sergilediklerine tanık olduk dans ederken… (Benziyoruz(!) değil mi?)

photo_2016-06-27_13-33-35

Eğer Türklerle ve Yunanlar arasında bir benzerlikten bahsedeceksek bu öncelikle Ege Bölgesi’nin sahil bandındaki birkaç şehrin sakinleriyle sınırlı bir saptamadır. İç Anadolu’ya ilerledikçe zaten benzerlik filan kalmaz… Bir Yozgatlının, bir Kayserilinin, bir Karslının örneğin; Yunana benzediğini söylemek mümkün müdür? Eğer iki toplumun benzeştiği tezini haklı kabul edersek, bu ancak bir takım geleneklerle sınırlıdır…Vizyon; kültürel ve entelektüel alt yapı açısından baktığımızda iki toplum arasında çok büyük bir uçurum var. Kabul edelim ya da etmeyelim…

Bakmayın, biraz da gururumuzu okşuyor “Yunanlara benzediğimizi” düşünmek… İşimize geliyor Yunanlara benzetilmek… Oysa ki, özellikle son on yıldır bir “Ortadoğu ülkesi” olma yoluna giren (ya da sokulan) Türkiye ile Yunanistan’ın arasındaki “medeniyet farkı” gittikçe daha da belirginleşiyor…

Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

Midnight at 1 AM, I received a call from my customer where I have earlier worked on performance tuning project. As soon as I picked up the phone call the first statement from my friend was about TempDB and it was as follows: “We should have followed your advice, the TempDB is full, now help us fix…

via Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

IT Çalışanları’nın, SysAdmin’lerin, Yazılımcılar’ın Anlaşılamama Kaderi…

IT Çalışanlarının, SysAdminlerin halk ağzı ile “bilgisayarcıların” yaptığı iş çok kolay görülür “iki tık tık yaptı aldı parayı” denir, kıyma makinasına bir yandan et koyup diğer yandan etin kıyma olarak çıkması kadar kolay görülür yaptıkları iş.
Oysa; uykusuz geçen geceler, sabahlamalar, okunan kitaplar-makaleler-dergiler, forumlar’da geçen zamanlar,  eşe-sevgiliye-çocuklara-aileye az ayrılmış zamanları kimse bilmez!
Hiç bir meslek grubunu hedef almadan söylüyorum her işin kendine göre zorluğu var ama; bir doktora, bir avukat’a, bir öğretmen’e yada benzeri gözde bir meslek grubuna verilen ücretler göze batmazken “bir bilgisayarcı”ya ödenen para çok gelir!
Oysa o Doktor, o Avukat, o Öğretmen, o X yine “bilgisayarcıların” hayatını kolaylaştırması ile parasını kazanır!
Elinden düşürmediği akıllı telefon, tablet, tv kumandası,facebook,twitter,instagram,angry birds “bir bilgisayarcı”‘nın buluşudur!
Hayatını kolaylaştıran teknolojik buluşları “bilgisayarcılara” borçlu olduklarını bilmezler-unuturlar! yada işlerine gelmez!
En kötüsü; sizi aileniz, eşiniz, çoluk-çocuğunuz bile anlaya-maz çoğu zaman yalnız yaşarsınız bu sanal alemi…
İşte bu anlaşılamama içerisinde yaşarken, yaşadıklarını yazıya döken Yuri Korolyov’un (System Admin) yazısı dikkatimi çekti.
Meslektaşların kendilerinde bir şeyler bulacağına eminim…keyif ile okuyacağınızı umarım.

developers

Türkiye’de IT Departmanı ve Help-Desk (Sektöre atılacaklara tavsiyeler…)

Merhaba, ben yaklaşık 250+ client ve 500+ çalışanı olan 7/24 hizmet veren büyük binalardan oluşan bir kurumun IT departmanında görev yapıyorum. Kulağa hoş geliyor ama durum sandığınız gibi kesinlikle değil.

Çünkü burası Türkiye, sektöre atılacaksınız dikkatlice okuyunuz. Eğer siz bilgisayarcıysanız elektrikle çalışan her cihazı kullanmak zorundasınız çünkü yeni nesil bir çamaşır makinesini ayarlayamazsanız iyi bilgisayarcı değilsiniz demektir. Her ne kadar dalgada olsa bu böyle.

IT denince akla serverlar vs gelir ama ülke TR olunca her şeye siz bakıyorsunuz serverda problem var koş Exchange çöktü koş bilgisayarım açılmıyor koş gibi gibi.

Ne mezunu olduğunuz ne bildiğiniz önemli değil bilgisayarcısınız her şeyi yapacaksınız.

Genelde günleriniz şu şekilde geçer. Sabah gelir servera göz atarsınız disk durumları event loglar vs vs tam o sırada telefon çalar yazıcımdan çıktı alamıyorum der biri gider bakarsınız; İhtimal 1: Toner bitti İ2: yazıcı kapalı i3: yanlış yazıcıya göndermiş i4: yazıcının usb bağlantı kablosu çıkmıştır vs vs gibi aptal sorunlar onca eğitim deneyimle bakıyorsunuz üst düzey soru arıyorsunuz bi bakıyorsunuz ki fakülte mezunu analitik düşünen en az 3 yıl deneyimli 2 dil bilen angut yazıcıya kağıt koymamış.

Son kullanıcı bilgisayar kullanmayı bilmez sizi de biliyo saymaz iki tıklıyo gidiyo canım ne varkiden ibaretsiniz siz. Group policyden ve gerekli güvenlik ayarlarından kurulum yapmayı kapatırsınız yöneticiye koşarlar her şey kısıtlı bişi yapamıyoruz yia derler açarsınız virüsler eklentiler gereksiz programlar alır başını gider.

Bağırarak söylüyorum son kullanıcı geri zekalıdır.

Yahu Allahın kitabın yok mu senin sırf sevdiğin filmi yan odada çalışan bayana izletmek için 1 gb lık dosya maille yollanır mı? Gitmiyor diye şikayet edilir mi?

Onu geçtim hadi dalgınlığa gelmiştir sağında oturan solak arkadaşının faresini kendininki sanıp aldığınız fare kalitesiz işi beceremiyorsunuz gibi gibi saatlerce hakaret edenler? Şaşırmayın durun daha yeni başlıyoruz şimdi diyeceksiniz ki sizin oraya has bu yok önceki yerlerde böyle bakın ben süper zeka bir insan değilim bir sıkıntı varsa düşünürüm sebep nedir hata nedir neden olmaz? Deneyerek bulur çözerim.

Eğer bu tarz şeylere baş ederim diyorsanız;

1-Abudik gubidik hatalarda sakin olacaksınız kanser geliyorum demez

2-Her türlü önlemi alın her şeyin yedeği vs sistemli çalışın

3-Mutlaka makale okuyun sektörde her konuda zilyon tane vardır boş vakit demeyin abanın

4-Ne mezunu olduğunuz fark etmez hatayı her alanda arayın internet yoksa prizden gelen kablo hattına kadar kontrol edin.

5-Her şeyi öğrenin ama bir şeyi dibine kadar bilin o sizin uzmanlık alanız olsun örneğin Active Directory’i dibine kadar bilin ama Exchange’i de yönetin Hyper-V ile ilgilenin yeri geldiğinde jack çakın yer geldiğinde kamera bağlayın bir gözünüz yazıcıda da olsun

Bu yazı uzar gider ama şunu bilin 2 sene sözel bir bölüm okuyup masa başı rahatça çalışma imkanı varken tonlarca kitap okuyup dünya kadar konu başlıklarını talan edip özel eğitimlere tonlarca para dökmeyin yapamayın etmeyin sektöre bulaşmayın bulaştıysanız da abanın.

Bir diğer öneri mutlaka İngilizce bilin her şeyden önce. Özel eğitim kurumlarda Sistem uzmanlığı ve benzeri eğitimler almayın video dersleri var boşuna para dökmeyin sertifikasyon için. Prometric ve Pearson Vue’den özel olarak girip alabilirsiniz. Ve bu eğitim kurumları size katılım sertifikası verir ve bir geçerliliği yoktur.

İşe girerken kurumsalız kurumsallaşıyoruz şöyleyiz böyleyiz diyenlere kanmayın kurumsal çalışan bi tek siz olacaksınız geriye kalan herkes kafasına göre çalışacak.

Çalışırken dokümantasyona önem verin kaçmayın hayat kurtarır format atsanız dahi bir kenara yazın defterini tutun. Kurulum yaparken roller vs video kaydı alın yada lightshot gibi programlarla seri ekran görüntüleri alın.

Tekel-el-leştirin. Çünkü herkes sizle dost olmaya çalışacak ama içten içe düşmandır. İşi tekelleştirin tüm şifreler sizde olsun herkesi kendinize muhtaç edin sizi işten kovduklarında 3 gün içerisinde geri çağırmak zorunda kalsınlar..ki bu olay tecrübeyle sabittir.

Söylenmeler; Yha bu pisii çok yawaş değiştirinnn. diyecekler değiştirmeyin bi mail atıyo 2 excel dosyası var akşama kadar facebook’ta geziyo ne vercez sana i7 mi yoksa xeon mu? Aya mı çıkacak mış hadron mu çarpıştıracak? Bırakın sürünsün.

(…)

Doğru bildiğimiz noktalama yanlışları…

Bir  süredir blog, köşe yazısı yazdığım için zaman zaman “acaba yazım hatası, noktalama hatası yapıyormuyum acaba?”  diye aklıma takılan şeyler olurdu.

Yine böyle bir günde (!) işaretinin doğru-yanlış kullanımlarını araştırırken; güze bir yazıya rastladım, paylaşmak istedim,   aydınlamdım da.

Reklam meklam: “Parex” ile “final”, edelim hasbıhal!

Görsellere iyice bakın. İki görsel arasındaki 7 farkı bulun demeyeceğim. İki görselde de kullanılan “!” işaretine bakın. Çöpümüze talip olan “Parex”, “…!”i tercih ederek, Leylâ Erbil’i bile kıskandıracak “ilerici” bir noktalama hamlesinde bulunmuş. “final” ise daha “muhafazakâr” davranıp “!..” ile yetinmiş.

“Heryer”, “herşey”, “bi” yazıp duran reklamcılardan, noktalama işaretlerinde yüksek hassasiyet beklemememiz gerekiyor anlaşılan. “Herkez”i bilemem ama çöpüme talip olan “Parex”, öncelikle noktalama işaretlerini doğru dürüst kullanmayı bilen bir “reklam ajansı” bulsun, sonra çöplerime talip olsun!

Çöpünüze Talibiz!” yazmak ne kadar da zormuş! Saygı… Hayır, Gül Gölge Saygı değil. O, Doğan TV Yayın Grup Başkanı’yla evlenip çoluk çocuğa karışalı, magazin programlarını sunmayı bırakalı yıllar oluyor. Yaptığınız işe saygınız yoksa, bu tür garabetler kaçınılmazdır. Elinizin altında bir yazım kılavuzu bulundurmazsınız, internette sörf yapıp “…!” gibi bir kullanım var mı acaba, diye de bakmazsınız. Yoksa Wikipedia’yı “kaynak/referans” kabul eden “reklam yazarları” mı istihdam ediyorsunuz bünyenizde?

Alev Alatlı’nın “paçozlaşma” adını verdiği, zihinsel-kültürel erimeden, çürümeden reklamcılık da nasibine düşeni fazlasıyla almakta. Unutmadan: Alev Alatlı’nın “paçozlaşma” hakkındaki görüşlerini 12 Eylül 2011 tarihli Akşam’daki röportajında okuyabilirsiniz. Yazalım tabii: Her im/işaret bağımsızdır. “Ünlem”in noktasına, “..” daha eklerseniz olmaz. Ya “!” ya da “!…” olmalıydı.

Benden sana çöp möp yok “Parex”!

 

Alıntı : https://adnanalgin.wordpress.com/2011/10/10/parex-versus-final-veya-noktalama-isaretlerinizi-duzeltmeye-talibim/