Daha Fazla Telegram = Plus Messenger

pm1

Önceki yazılarımı okuyanlar Telegram‘ ı bilirler. Telegram‘ ın neden WhatsApp yada benzerlerinden daha üstün olduğunu anlatmaya çalışmışımdır.

Bu kez Telegram API’ si kullanan Plus Messenger‘ dan bahsedeceğim.

Şimdiye kadar Telegram’ ın tek eksiği olarak burun kıvırılan özelliği Türkçe dil desteğinin olmaması idi, Plus Messenger ile artık Türkçe dil desteği var!

pm3

Büyük bir kısmının Türkçeleştirmesinde katkım olan uygulama için şimdilik Android kullanıcıları çok şanslı!

Plus Messenger Telegram’ ın resmi bir uygulaması değil ancak Telegram Open Source bir uygulama olduğu için benzeri farklı bir sürü Telegram API’ si kullanan farklı isimlerde sürümleri var ancak bunlar içinde en başarılısı Plus Messenger.

pm2

Plus Messenger Telegram’ ın bütün özelliklerini barındırmak ile birlikte farklı birçok güzel özellikler sunuyor.

pm5

  • En belirgin özellik Tema desteği sağlıyor olması (4.000 üzerinde tema var ve her gün yenileri ekleniyor)
  • Renk değişikliği ile farklı renklerde kullanabilme özelliği

Ekstra Özellikler

pm6

Tab(Sekme) sayesinde sohbet, kişiler, kanallar, botlar, gruplar, favori sohbetleri bir arada görebilme

Herhangi bir sohbet ekranında direct share özelliği

Direct share paylaşımında göndereni gizle seçeneği

Telefon emojilerini kullanabilme

Dosyaları orijinal adı ile kaydedebilme

Video paylaşımında sıkıştırma seçenekleri

Telefon fontlarını kullanabilme

Konuşma balonlarında kendi fotoğrafını yada kullanıcı fotoğrafını gösterebilme

Grup profilinde Yöneticiyi görüntüleyebilme

Ana ekrandan grup kullanıcılarını sessize alma Sohbet ekranından direkt gruba kullanıcı ekleyebilme

Hakkında son günlerde bazı spekülasyonlar üretilse de bunlar kanıtlanabilmiş değil, ben hala benzeri amaç için üretilmiş uygulamalar içinde en işlevsel olanının Telegram olduğunun savunucusuyum.

Hala denemediniz ise çok şey kaçırdınız diyebilirim:)

Umarım faydalı bir yazı olmuştur.

Plus Messenger ile ilgili bazı kaynaklar

Resmi Plus Messenger Kanalı: https://telegram.me/plusmsgr

G+ Topluluğu https://plus.google.com/communities/106927015963860485525

Telegram ile ilgili önceki yazılarım

https://soykanozcelik.wordpress.com/2015/08/29/telegram-ve-bot-platformu/

https://soykanozcelik.wordpress.com/2015/01/23/telegram-neden-whatsapp-tan-daha-iyi/

https://soykanozcelik.wordpress.com/2015/02/09/neden-whatsapp-yerine-telegram/

https://soykanozcelik.wordpress.com/2015/11/23/whatsappi-birakmaniz-icin-gecerli-iki-neden/

https://soykanozcelik.wordpress.com/2014/10/25/mesajlasma-uygulama-karsilastirmasi/

 

 

Advertisements

“OHAL”de Sosyal Medya

Daha önceki yazılarımda sosyal medya etiği, *nelere dikkat etmeli gibi konulara değinmiştim. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınan OHAL kararı ile zaten dikkatli kullanmamız gereken sosyal medyayı, biraz daha dikkatli kullanmamız gerektiği ortaya çıktı.

bursa-sosyal-medya-danismanlik-ajansi

Öyle ki; 15 Temmuz gecesi ve sonrasını izleyen günlerde doğruluğu kanıtlanmaya muhtaç bir sürü görsel sosyal medya aracılığı ile paylaşıldı. Ortaya yine sosyal medyayı kullanırken nelere dikkat etmemiz özellikle OHAL sürecinde iken nelere dikkat etmemiz gerektiği ortaya çıktı. Peki nedir bu dikkat edilmesi gerekli konular? biraz irdeleyelim.

OHAL ile alınan önlemler arasında sosyal medya kullanıcılarının da dikkat etmesi gereken bazı önemli noktalar bulunuyor. 15 Temmuz gecesi Facebook,Twitter,Google+ gibi dev sosyal ağların kullanım oranı, önceki günlere nazaran 3 kat daha fazla artmıştı.

Av. Fehmi Özmestik, sosyal medya ortamında işlenen suçlarla alakalı olarak kanuni bir düzenleme yapılmamış olmasına rağmen sosyal medya kullanıcılarının farkında olmadan suç işleyebileceklerini belirterek şunları söylüyor: “Bir kanun hükmü bulunmamasına rağmen sosyal medya üzerinden özellikle terör örgütü propagandasının yapılması, gerçek dışı haberler paylaşarak halkı kin ve düşmanlığa sevk edebilecek söylemlerde bulunulması, yine darbe teşebbüsünü övmek, gerçek dışı görseller paylaşmak suretiyle kamu düzeni açısından tehlikeli ortam oluşması hallerinde, bu içerikleri paylaşanlar hakkında soruşturma açılacak”.

Siber Güvenlik Uzmanı Halil Öztürkci ise “Sosyal medya üzerinden yapılabilecek algı operasyonları, özellikle devlet kurumlarına yapılacak siber saldırılar sonucunda elde edilmiş bilgiler kötü niyetle kullanılabilir. Bu konuda hem kamu kurum ve kuruluşlarının hem de özel sektördeki firmaların siber güvenliklerine daha fazla önem göstermesi gerekiyor” diye uyarıyor.

Dilerseniz yazımıza madde madde sosyal medyada dikkat edilmesi ve yapılmaması gerekenlere bir bakalım:

Sosyal medya platformlarında gördüğünüz fotoğraflar manipüle(Photoshop tekniği ile) edilmiş olabilir. O yüzden arama motorlarında doğru olup olmadığını araştırın, Aynı görselin montajlanmamış halini bulma şansınız var.
Paylaştığınız tüm içeriklerden siz sorumlusunuz. Dolayısıyla doğruluğundan şüphe duyduğunuz bilgileri paylaşmayın.
-İnsani değerlere saygılı olacak davranışlar sergileyin. Ölüm ve şehit haberleri üzerinden siyaset yapmamaya, yapacaksanız da kullandığınız dile özen gösterin.
-Daha önce tanımadığınız kimseler hakkında hedef gösterici paylaşımlar yapmaktan kaçının.
Nefret dili kullanmayın, sizinle aynı fikirde ya da siyasi görüşte olmadığınız insanları aşağılamayın.
Sosyal medya üzerinden organize edilen eylemlere katılmadan önce mutlaka ön araştırma yapın ve dikkatli olun.

Bununla birlikte;

Siber gerçeklikte sosyal iletişim arttıkça kelimelerimizin etkilerinin farkında olmamız daha da önemli hale geliyor. Gerçek dünyada çok umursamadığımız görsel veya işitsel ipuçları olmadan mesajlarımızı okuyanların insan olduğunu unutabiliriz. Unutmayalım ki, internetteki sosyal davranış kuralları, siber toplumumuzun diğer üyelerini incitmememiz için çok faydalı kurallardır.
Ve en önemlisi ister sosyal medya ister e-mail yazışmalarında asla sürekli büyük harf kullanmayın! sürekli büyük harfli yazım şekli elektronik ortamda “kızgınlık” ifadesi olarak algılanır dikkat çekeceğim, uyaracağım derken sonucu ters tepen tepkiler alabilirsiniz.

Bu altın kuralları asla unutmayın:

-Asılsız paylaşımlar yapmayın
-Nefretinizi kusmayın
-Paylaşmak değer vermektir
-Küfretmeyin
-Saygısızlık etmeyin
-Uygun bilgi paylaşımı yapın
-Hatalarınızı düzeltmekten kaçınmayın
-Sevginizi gösterin
-Özele saygı gösterin
-Her şeyi kararında kullanın
Ve son olarak **Anayasa Madde25&26’nın sizlere tanıdığı DÜŞÜNCE, VİCDAN VE KANAAT HÜRRİYETİ ile İFADE HÜRRİYETİ anayasal haklarınız doğrultusunda paylaşımlarınızı yapın.

*http://goo.gl/KGgfC7 (Sosyal Medyayı Doğru Kullanmak, Sosyal Medya Etiği)
*http://goo.gl/gThm9e (Bundan Sonra Sanalda Yazarken İyi Düşünün!)
*http://goo.gl/TM3Py0 (Facebook ve Twitter’da Konusu Suç Teşkil Ede İçeriğin Paylaşılması)
*http://goo.gl/IpaV0j (Sosyal Medya Paylaşımları ve Öneriler)
*http://goo.gl/yjM87L (Twitter’da Görgü Kuralları)

**MADDE 25 – DÜŞÜNCE, VİCDAN VE KANAAT HÜRRİYETİ
Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti
Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.
(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

**MADDE 26 – İFADE HÜRRİYETİ
İfade hürriyeti
Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

NOT : Son günlerde 60.000 kadar sosyal medya kullanıcısının takip edildiği, hakkında dava açıldığı, tutuklananlar olduğu haberlerini de ayrıca hatırlatmak isterim.

Free DBA Tools for SQL Server Professionals

[Note from Pinal]: This is a 133rd episode of Notes from the Field series. I know Mike for many years and Mike has always inspired me with his positive energy. I have always enjoyed spending time with him as I have always learned something new but along with it, I have also improved as a…

via Free DBA Tools for SQL Server Professionals – Notes from the Field #133 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

YUNANLARA BENZİYOR MUYUZ?

Tam da Yunanistan’dan yeni dönmüşken oradaki izlenimlerim ile birebir örtüşen bir yazıya rastladım. Ben de bu konuda birşeyler yazmak istiyordum ama; bu yazı yenisini yazmak yerine, alıntı yapıp kendisini paylaşmanın daha uygun olduğunu düşündürdü bana. Yazı Gazeteci-Yazar-Fotoğraf sanatçısı Uğur Oral’a ait, keyifli okumalar…

photo_2016-06-27_13-31-16


Çok sık duyduğum bir karşılaştırma, benzetme vardır…

Derler ki “Türkler, Yunanlara çok benzer…” Birçok kez Yunanistan’a gitmiş, çok Yunan dostu olan bir Türk olarak hep sorgularım bu iddiayı açıkçası… Gerçekten benzer miyiz? Ya da benzerliğimiz hangi ölçüdedir, hangi alanlardadır? Bu, sadece paylaşılan ortak coğrafyanın etkisiyle folklorik bir benzerlik midir, yoksa toplumsal yapıtaşlarında da var mıdır bir benzerlik?

***

Adalarına da şehirlerine birçok kez gittiğim ve çeşitli sürelerle kaldığım Yunanistan’da hep bu sorununun yanıtını ararım usumda: ”Gerçekten de benziyor muyuz birbirimize?” Yemeklerimizin, şarkılarımızın, danslarımızın vs. benzeşmesi elbette çok doğal… Yıllarca iç içe yaşamışız… Gelenek görenek bağlamındaki benzeşme ve etkileşim yadsınamaz elbette… Ama kültürel ve entelektüel açıdan iki toplumun arasında aslında önemli farkların bulunduğu görmek durumundayız… İstesek de, istemesek de…

***

Rakamlarla ve belgelerle konuşmak gerekirse… Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İnsani Gelişme Endeksi’nde Yunanistan 29’uncu sırada… Türkiye ise 92. sırada geliyor ancak… Yine aynı endekste eşitsizliğe uyarlanmış insani gelişme endeksinde Yunanistan 26’ncı sırada… Türkiye’nin yeri ise 66… Toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde Yunanistan 24’üncü sırada… Türkiye ise 77… Yani, evrensel ölçülendirmelere baktığımızda Yunanistan’ın bizim çok önümüzde olduğunu görüyoruz…

Türk siyasetçilerin “Vah vah, batıyorlar, iflas ettiler” dedikleri Yunanistan’da ortalama kişi başı yıllık gelir 28.434 Dolar… Türkiye’de ise ortalama kişi başı yıllık gelir: 13,464 Dolar… Evet, Türkiye Ekonomisi’nin büyüme hızı Yunanistan’ın çok üzerinde… Ama ekonomik açıdan büyümek, demokratik ve kültürel açıdan da büyümeye eşdeğer olamayabiliyor bazen… Zenginleşmek her zaman beraberinde medenileşmeyi getirmeyebiliyor… Öyle olsaydı, bütçesi her yıl fazla veren petrol zengini Arap ülkeleri dünyanın en medeni ülkeleri olurdu, ama durum ortada!…

İki toplumun aslında birbirinden ne denli farklı olduğunu gösterecek somut örnekleri arttırmak mümkün… Mesela en ufak bir vergi artırımında meydanları dolduran parlamentoyu kuşatan bir toplum Yunan toplumu… (Bizim toplumumuzda bu duyarlılığın ve demokratik hak arama bilincinin olduğunu söyleyebilir miyiz? Toplumlarımız benziyor mu?) Mesela iktidardayken ve daha uzun yıllar koltuğunu koruyabilecekken partisinin genel başkanlığını da başbakanlığı da bırakan bir Kostas Simitis örneğini de anımsamak lazım… (Bizde bu demokratik olgunluğu gösteren siyasetçi var mı? Siyasetçilerimiz birbirine benziyor mu?)

***

Bir süre önce çok merak ettiğim bir Yunan Adası olan Sakız’daydım… Birlikte gittiğim yol arkadaşlarımı da hayrete düşüren bazı detayları paylaşmak istiyorum… Okuduktan sonra siz karar verin, iki toplum gerçekten de benziyor mu birbirine?

photo_2016-06-27_13-32-34

***

İki gün kaldık;  arabalar, motorlar akıp gidiyordu caddelerde ve bir kez bile korna sesi duymadık… Her aracın kornası var elbette, ama mecbur kalmadıkça basan yok! Hatta gençlerin kullandığı arabaların bir tanesinden dahi yüksek müzik sesi geldiğine tanık olmadık… (Çeşme geldi aklıma… Benziyor muyuz?) Şehir merkezinde yapılar en fazla üç katlı… Öyle rant amaçlı dev binalar yok, denizden esen rüzgâr en içlere kadar ulaşıyor… (Kuşadası geldi aklıma, İzmir’in Kordon’u… Benziyor muyuz?) Yollarda en ufak bir çöp görmedik… Atılmış bir tek sigara izmariti bile yoktu… Sahil bandında adım başı banklar konmuş… Bankların üzerinde ne yazı var, ne çizikler… Ne de altında çekirdek kabukları… Karşıyaka Sahili geldi aklıma… (Benziyor muyuz?) Gece geç saatte barların önünden geçtik… Gençler coşmuş, eğleniyorlardı. Ne bir nara atan gördük, ne taşkınlık yapan… Ne kavga eden gördük, ne de gürültüyle çevreyi taciz eden işletmeler… Alsancak geldi aklıma… (Benziyor muyuz?)

Mesta Bölgesi’nde yüzlerce yıl öncesinden kalan şehir içindeki geçitleri gezdik… Atıl durumdaki dehlizlere çıktık… Ne atılmış bir kırık şişeye, ne duvara yazılmış bir yazıya ne de tuvalet ihtiyacının giderilmiş olduğuna tanık olduk… Kimsenin sahip çıkmadığı, serseriye berduşa mekân olmuş tarihi zenginliklerimizi anımsadım… (Benziyor muyuz?) Pirgi Bölgesi’nde bir köy kahvesine gittik. Yetmiş yaşına yaklaşmış, tipik bir Yunan köylüsü olan kahveci Manula ile tanıştık… O bile, derdini anlatacak kadar İngilizce biliyordu… (Bizim “yes” ve “no”dan öteye yabancı dil bilgisi olmayan esnafımızı anımsadım… Benziyor muyuz?)

Kiraladığımız aracın deposunu fazla fazla doldurmuşuz… Aracı teslim ederken fazladan koyduğumuz benzinin tutarının anlaştığımız kiradan düşüldüğünü gördük… (Üç kuruşluk hediyelik eşyayı 30 liraya turiste kakalamaya kalkışan turistik yöre esnafımız geldi aklıma… Benziyoruz(!) değil mi?)

Bir tavernaya düştü yolumuz… Kadınlar en güzel kıyafetlerini giyinmişler gelirken… Erkeklerin hepsi tıraşını olmuş tertemiz… Kimse kimseyi kolundan tutup da piste sürüklemiyor…Uzo su gibi akıyor ama insanlar içip içip sapıtmadan eğleniyor… Hır gür yok… Kadınlar erkekler kol kola sirtaki yapıyor… Neredeyse doksan yaşına yaklaşmış Yunanların bile piste doluşup yaşam sevinçlerini sergilediklerine tanık olduk dans ederken… (Benziyoruz(!) değil mi?)

photo_2016-06-27_13-33-35

Eğer Türklerle ve Yunanlar arasında bir benzerlikten bahsedeceksek bu öncelikle Ege Bölgesi’nin sahil bandındaki birkaç şehrin sakinleriyle sınırlı bir saptamadır. İç Anadolu’ya ilerledikçe zaten benzerlik filan kalmaz… Bir Yozgatlının, bir Kayserilinin, bir Karslının örneğin; Yunana benzediğini söylemek mümkün müdür? Eğer iki toplumun benzeştiği tezini haklı kabul edersek, bu ancak bir takım geleneklerle sınırlıdır…Vizyon; kültürel ve entelektüel alt yapı açısından baktığımızda iki toplum arasında çok büyük bir uçurum var. Kabul edelim ya da etmeyelim…

Bakmayın, biraz da gururumuzu okşuyor “Yunanlara benzediğimizi” düşünmek… İşimize geliyor Yunanlara benzetilmek… Oysa ki, özellikle son on yıldır bir “Ortadoğu ülkesi” olma yoluna giren (ya da sokulan) Türkiye ile Yunanistan’ın arasındaki “medeniyet farkı” gittikçe daha da belirginleşiyor…

Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

Midnight at 1 AM, I received a call from my customer where I have earlier worked on performance tuning project. As soon as I picked up the phone call the first statement from my friend was about TempDB and it was as follows: “We should have followed your advice, the TempDB is full, now help us fix…

via Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bu soru çok kişiler tarafından sorulup-yanıtlandı aslında, Ekşi-Tatlı sözlüklere bile konu oldu ancak;
birde ben kendi perspektifimden konuyu ele almak istedim ne çok adam olabilmek için madde varmış:) unuttuklarım elbet vardır affola buyrun…

  • Yaşadığımız hayatı savunmak zorunda kalmadığımızda,
  • İnsanları bizden/bizden değil diye ayırmadığımızda; ötekileştirmediğimizde,dinini-dilini-ırkını önemsemediğimizde, inancına yada inançsızlığına saygı duyduğumuzda,
  • Kendimizi eleştirebildiğimizde,
  • Başkalarının da herhangi, konuyu en az bizim kadar hatta daha da fazlasını bilebileceğini kavradığımızda,
  • Kolay işleri zor yapanları adam, zor işleri kolay yapanları salak zannetmediğimizde,
  • Kendi cehaletimizi-cahilliğimizi başkalarına hakaret ederek bastırmaya çalışmadığımızda,
  • Ağza hükmedenin akıl olduğunu; sözün ağızdan çıkana kadar bizim esirimiz, çıktıktan sonra bizim onun esiri olduğumuzu algıladığımızda,
  • Aynaya bakarken utanmadığımızda,
  • Adam olmayanların çoğunlukta olduğu yerlerde adam olanların garipsenmesine şaşırmadığımızda,
  • Adam olmayı başkaları için değil kendimiz için istediğimizde,
  • Aptal ata binip kendimizi “Bey” olarak görmediğimizde,
  • Olaylar karşısındaki duyarsızlığımız ve hoşgörü eksikliğimizin; başkalarının yanlışından değil, kendi eksikliğimizden kaynaklandığını fark ettiğimizde,
  • Susturmanın her şartlarda suç olduğunun bilincine vardığımızda,
  • Bilgi eksikliğini kurnazlık, beceri eksikliğini kabadayılıkla örtmeye çalışmadığımızda,
  • Bir hastanede kapı bekçiliği yapan bir görevlinin, hastanenin sadece kendisine ait olmadığının farkına vardığında,
  • Doktora ilaç tavsiye etmediğimizde o kadar çok biliyorsak orada ne işimiz olduğunun farkına vardığımızda,
  • Herhangi bir toplum görevlisinin kendisini “Kurum” olarak görmediğinde,
  • Para ile ahlakı karıştırmadığımızda,
  • Adam olmanın para etmese bile değerli olduğunu anladığımızda,
  • Sadece kendi görevlerimizi yerine getirdiğimizde,
  • Önce Kendimize sonra başkalarına karşı içten ve samimi olmayı öğrendiğimizde,
  • Her türlü acıya “vicdan” olup, yüreğimize oturtabildiğimizde,
  • Tanrı’ya havale edecek bir şeyimiz kalmadığında, hukuk ve adaletin tecelli ettiğinde,
  • Adaleti kendine yontarken “eee şu da yapıyor bu da yapıyor ben niye yapmayayı”m demediğimizde,
  • Siyaset ile ahlakı bir tuttuğumuzda,
  • Takım tutar gibi siyasi taraf olmadığımızda,
  • Kendi çıkarlarımızı ülke çıkarlarının üstünde tutmadığımızda,
  • Üç kuruşa şerefimizi-onurumuzu-satmadığımızda,
  • Yalakalığın bir marifet değil şarlatanlık olduğunu farkettiğimizde,
  • Savaş ile barış arasındaki farkı gördüğümüzde,
  • Yaşatmanın öldürmekten daha kutsal olduğunu farkettiğimizde,
  • Olayları, sadece gazete ve Tv’den takip edip öngörmeye çalışan sıradan insanların, ülkeyi yönetmeye talip olmadıklarında,
  • Yöneticilerden saygınlık, güvenirlik ve inanırlık gördüğümüzde,
  • Yanlıştan ders almasını öğrendiğimizde,
  • Özür dileyene hakaret etmediğimizde,
  • İnsanlara tepeden bakmayıp, ukalalık etmediğimizde,
  • “Aptal” zannettiklerimizden çok fazla şey öğrenmeye başladığımızda,
  • Çağımızda gören, okuyan, araştıran konuşan ve duyan birini “zavallı” olarak görmediğimizde,
  • Başkalarının günahlarıyla evliya olunamayacağını öğrendiğimizde,
  • Her koyun kendi bacağından asılır” deyip kimsenin günah bekçiliğine soyunmadığımızda,
  • Sadece söz ve düşüncelerle adam olunamayacağını, söz ve düşüncelerimizi bir eylem’e dönüştürebildiğimizde,
  • Üstüne bastığımız toprağın bir gün altına gireceğimizi ve ölümü unutmadığımızda,
  • Ve bütün bu evrende yaşayıp giderken ağzımızdan çıkanı bir gün kulağımız duymaya başladığında…

ADAM OLURUZ… (belki)

MEB Bizi Nasıl Hackliyor!

MEB, kendisine bağlı kurumlara gönderdiği bir yazı ile, internete bağlı olan tüm cihazlara kendi ürettikleri bir KÖK SERTİFİKASI’nın yüklenmesini zorunlu kıldı.

meb-yazi

  • Sertifika yükleme sayfası ise aşağıda görüldüğü gibi meb.gov.tr altında: http://sertifika.meb.gov.tr/ (silinmesi ihtimaline karşı: https://archive.is/7WV13)

    Kök sertifikası nedir?
    Kök sertifikaları; internete bağlı cihazların, internetteki şifreli iletişimlerin güvenilir olduğunu anlama yöntemidir.

    Sahte bir kök sertifika ile neler yapılabilir?
    Sahte bir kök sertifikası ile kullanıcı anlamadan, kullanıcı ile web site arasına girilerek veriler dinlenebilir ve değiştirilebilir.

    Peki bütün bunlar ne anlama geliyor?
    Kök sertifika kontrol sürecini başarı ile geçen bir saldırgan (bu durumda MEB oluyor) şunları yapabilir:

    Kullanıcının;
    Girdiği web sitelerini görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Sitelerde okuduklarını ve yazdıklarını görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Gönderdiği yada aldığı mailleri görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Herhangi bir sitedeki hesaplarının şifrelerini görebilir-değiştirebilir
    Kredi kartı bilgilerini görebilir
    Dropbox-Google drive gibi bulut depolama alanlarına virüs koyabilir
    Giriş yaptığı sitelerdeki özel mesajları görebilir-değiştirebilir

    Peki bu durumda biz ne yapabiliriz?
    Bu konuyu en azından #MEBBiziHackliyor hastagi ile Twitter,Facebook ve diğer sosyal medya mecraları üzerinden gündeme getirebilir, çözüm önerileri sunabilir ve tartışabilirsiniz.