YUNANLARA BENZİYOR MUYUZ?

Tam da Yunanistan’dan yeni dönmüşken oradaki izlenimlerim ile birebir örtüşen bir yazıya rastladım. Ben de bu konuda birşeyler yazmak istiyordum ama; bu yazı yenisini yazmak yerine, alıntı yapıp kendisini paylaşmanın daha uygun olduğunu düşündürdü bana. Yazı Gazeteci-Yazar-Fotoğraf sanatçısı Uğur Oral’a ait, keyifli okumalar…

photo_2016-06-27_13-31-16


Çok sık duyduğum bir karşılaştırma, benzetme vardır…

Derler ki “Türkler, Yunanlara çok benzer…” Birçok kez Yunanistan’a gitmiş, çok Yunan dostu olan bir Türk olarak hep sorgularım bu iddiayı açıkçası… Gerçekten benzer miyiz? Ya da benzerliğimiz hangi ölçüdedir, hangi alanlardadır? Bu, sadece paylaşılan ortak coğrafyanın etkisiyle folklorik bir benzerlik midir, yoksa toplumsal yapıtaşlarında da var mıdır bir benzerlik?

***

Adalarına da şehirlerine birçok kez gittiğim ve çeşitli sürelerle kaldığım Yunanistan’da hep bu sorununun yanıtını ararım usumda: ”Gerçekten de benziyor muyuz birbirimize?” Yemeklerimizin, şarkılarımızın, danslarımızın vs. benzeşmesi elbette çok doğal… Yıllarca iç içe yaşamışız… Gelenek görenek bağlamındaki benzeşme ve etkileşim yadsınamaz elbette… Ama kültürel ve entelektüel açıdan iki toplumun arasında aslında önemli farkların bulunduğu görmek durumundayız… İstesek de, istemesek de…

***

Rakamlarla ve belgelerle konuşmak gerekirse… Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İnsani Gelişme Endeksi’nde Yunanistan 29’uncu sırada… Türkiye ise 92. sırada geliyor ancak… Yine aynı endekste eşitsizliğe uyarlanmış insani gelişme endeksinde Yunanistan 26’ncı sırada… Türkiye’nin yeri ise 66… Toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde Yunanistan 24’üncü sırada… Türkiye ise 77… Yani, evrensel ölçülendirmelere baktığımızda Yunanistan’ın bizim çok önümüzde olduğunu görüyoruz…

Türk siyasetçilerin “Vah vah, batıyorlar, iflas ettiler” dedikleri Yunanistan’da ortalama kişi başı yıllık gelir 28.434 Dolar… Türkiye’de ise ortalama kişi başı yıllık gelir: 13,464 Dolar… Evet, Türkiye Ekonomisi’nin büyüme hızı Yunanistan’ın çok üzerinde… Ama ekonomik açıdan büyümek, demokratik ve kültürel açıdan da büyümeye eşdeğer olamayabiliyor bazen… Zenginleşmek her zaman beraberinde medenileşmeyi getirmeyebiliyor… Öyle olsaydı, bütçesi her yıl fazla veren petrol zengini Arap ülkeleri dünyanın en medeni ülkeleri olurdu, ama durum ortada!…

İki toplumun aslında birbirinden ne denli farklı olduğunu gösterecek somut örnekleri arttırmak mümkün… Mesela en ufak bir vergi artırımında meydanları dolduran parlamentoyu kuşatan bir toplum Yunan toplumu… (Bizim toplumumuzda bu duyarlılığın ve demokratik hak arama bilincinin olduğunu söyleyebilir miyiz? Toplumlarımız benziyor mu?) Mesela iktidardayken ve daha uzun yıllar koltuğunu koruyabilecekken partisinin genel başkanlığını da başbakanlığı da bırakan bir Kostas Simitis örneğini de anımsamak lazım… (Bizde bu demokratik olgunluğu gösteren siyasetçi var mı? Siyasetçilerimiz birbirine benziyor mu?)

***

Bir süre önce çok merak ettiğim bir Yunan Adası olan Sakız’daydım… Birlikte gittiğim yol arkadaşlarımı da hayrete düşüren bazı detayları paylaşmak istiyorum… Okuduktan sonra siz karar verin, iki toplum gerçekten de benziyor mu birbirine?

photo_2016-06-27_13-32-34

***

İki gün kaldık;  arabalar, motorlar akıp gidiyordu caddelerde ve bir kez bile korna sesi duymadık… Her aracın kornası var elbette, ama mecbur kalmadıkça basan yok! Hatta gençlerin kullandığı arabaların bir tanesinden dahi yüksek müzik sesi geldiğine tanık olmadık… (Çeşme geldi aklıma… Benziyor muyuz?) Şehir merkezinde yapılar en fazla üç katlı… Öyle rant amaçlı dev binalar yok, denizden esen rüzgâr en içlere kadar ulaşıyor… (Kuşadası geldi aklıma, İzmir’in Kordon’u… Benziyor muyuz?) Yollarda en ufak bir çöp görmedik… Atılmış bir tek sigara izmariti bile yoktu… Sahil bandında adım başı banklar konmuş… Bankların üzerinde ne yazı var, ne çizikler… Ne de altında çekirdek kabukları… Karşıyaka Sahili geldi aklıma… (Benziyor muyuz?) Gece geç saatte barların önünden geçtik… Gençler coşmuş, eğleniyorlardı. Ne bir nara atan gördük, ne taşkınlık yapan… Ne kavga eden gördük, ne de gürültüyle çevreyi taciz eden işletmeler… Alsancak geldi aklıma… (Benziyor muyuz?)

Mesta Bölgesi’nde yüzlerce yıl öncesinden kalan şehir içindeki geçitleri gezdik… Atıl durumdaki dehlizlere çıktık… Ne atılmış bir kırık şişeye, ne duvara yazılmış bir yazıya ne de tuvalet ihtiyacının giderilmiş olduğuna tanık olduk… Kimsenin sahip çıkmadığı, serseriye berduşa mekân olmuş tarihi zenginliklerimizi anımsadım… (Benziyor muyuz?) Pirgi Bölgesi’nde bir köy kahvesine gittik. Yetmiş yaşına yaklaşmış, tipik bir Yunan köylüsü olan kahveci Manula ile tanıştık… O bile, derdini anlatacak kadar İngilizce biliyordu… (Bizim “yes” ve “no”dan öteye yabancı dil bilgisi olmayan esnafımızı anımsadım… Benziyor muyuz?)

Kiraladığımız aracın deposunu fazla fazla doldurmuşuz… Aracı teslim ederken fazladan koyduğumuz benzinin tutarının anlaştığımız kiradan düşüldüğünü gördük… (Üç kuruşluk hediyelik eşyayı 30 liraya turiste kakalamaya kalkışan turistik yöre esnafımız geldi aklıma… Benziyoruz(!) değil mi?)

Bir tavernaya düştü yolumuz… Kadınlar en güzel kıyafetlerini giyinmişler gelirken… Erkeklerin hepsi tıraşını olmuş tertemiz… Kimse kimseyi kolundan tutup da piste sürüklemiyor…Uzo su gibi akıyor ama insanlar içip içip sapıtmadan eğleniyor… Hır gür yok… Kadınlar erkekler kol kola sirtaki yapıyor… Neredeyse doksan yaşına yaklaşmış Yunanların bile piste doluşup yaşam sevinçlerini sergilediklerine tanık olduk dans ederken… (Benziyoruz(!) değil mi?)

photo_2016-06-27_13-33-35

Eğer Türklerle ve Yunanlar arasında bir benzerlikten bahsedeceksek bu öncelikle Ege Bölgesi’nin sahil bandındaki birkaç şehrin sakinleriyle sınırlı bir saptamadır. İç Anadolu’ya ilerledikçe zaten benzerlik filan kalmaz… Bir Yozgatlının, bir Kayserilinin, bir Karslının örneğin; Yunana benzediğini söylemek mümkün müdür? Eğer iki toplumun benzeştiği tezini haklı kabul edersek, bu ancak bir takım geleneklerle sınırlıdır…Vizyon; kültürel ve entelektüel alt yapı açısından baktığımızda iki toplum arasında çok büyük bir uçurum var. Kabul edelim ya da etmeyelim…

Bakmayın, biraz da gururumuzu okşuyor “Yunanlara benzediğimizi” düşünmek… İşimize geliyor Yunanlara benzetilmek… Oysa ki, özellikle son on yıldır bir “Ortadoğu ülkesi” olma yoluna giren (ya da sokulan) Türkiye ile Yunanistan’ın arasındaki “medeniyet farkı” gittikçe daha da belirginleşiyor…

Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

Midnight at 1 AM, I received a call from my customer where I have earlier worked on performance tuning project. As soon as I picked up the phone call the first statement from my friend was about TempDB and it was as follows: “We should have followed your advice, the TempDB is full, now help us fix…

via Moving TempDB to New Drive – Interview Question of the Week #077 — Journey to SQL Authority with Pinal Dave

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bu soru çok kişiler tarafından sorulup-yanıtlandı aslında, Ekşi-Tatlı sözlüklere bile konu oldu ancak;
birde ben kendi perspektifimden konuyu ele almak istedim ne çok adam olabilmek için madde varmış:) unuttuklarım elbet vardır affola buyrun…

  • Yaşadığımız hayatı savunmak zorunda kalmadığımızda,
  • İnsanları bizden/bizden değil diye ayırmadığımızda; ötekileştirmediğimizde,dinini-dilini-ırkını önemsemediğimizde, inancına yada inançsızlığına saygı duyduğumuzda,
  • Kendimizi eleştirebildiğimizde,
  • Başkalarının da herhangi, konuyu en az bizim kadar hatta daha da fazlasını bilebileceğini kavradığımızda,
  • Kolay işleri zor yapanları adam, zor işleri kolay yapanları salak zannetmediğimizde,
  • Kendi cehaletimizi-cahilliğimizi başkalarına hakaret ederek bastırmaya çalışmadığımızda,
  • Ağza hükmedenin akıl olduğunu; sözün ağızdan çıkana kadar bizim esirimiz, çıktıktan sonra bizim onun esiri olduğumuzu algıladığımızda,
  • Aynaya bakarken utanmadığımızda,
  • Adam olmayanların çoğunlukta olduğu yerlerde adam olanların garipsenmesine şaşırmadığımızda,
  • Adam olmayı başkaları için değil kendimiz için istediğimizde,
  • Aptal ata binip kendimizi “Bey” olarak görmediğimizde,
  • Olaylar karşısındaki duyarsızlığımız ve hoşgörü eksikliğimizin; başkalarının yanlışından değil, kendi eksikliğimizden kaynaklandığını fark ettiğimizde,
  • Susturmanın her şartlarda suç olduğunun bilincine vardığımızda,
  • Bilgi eksikliğini kurnazlık, beceri eksikliğini kabadayılıkla örtmeye çalışmadığımızda,
  • Bir hastanede kapı bekçiliği yapan bir görevlinin, hastanenin sadece kendisine ait olmadığının farkına vardığında,
  • Doktora ilaç tavsiye etmediğimizde o kadar çok biliyorsak orada ne işimiz olduğunun farkına vardığımızda,
  • Herhangi bir toplum görevlisinin kendisini “Kurum” olarak görmediğinde,
  • Para ile ahlakı karıştırmadığımızda,
  • Adam olmanın para etmese bile değerli olduğunu anladığımızda,
  • Sadece kendi görevlerimizi yerine getirdiğimizde,
  • Önce Kendimize sonra başkalarına karşı içten ve samimi olmayı öğrendiğimizde,
  • Her türlü acıya “vicdan” olup, yüreğimize oturtabildiğimizde,
  • Tanrı’ya havale edecek bir şeyimiz kalmadığında, hukuk ve adaletin tecelli ettiğinde,
  • Adaleti kendine yontarken “eee şu da yapıyor bu da yapıyor ben niye yapmayayı”m demediğimizde,
  • Siyaset ile ahlakı bir tuttuğumuzda,
  • Takım tutar gibi siyasi taraf olmadığımızda,
  • Kendi çıkarlarımızı ülke çıkarlarının üstünde tutmadığımızda,
  • Üç kuruşa şerefimizi-onurumuzu-satmadığımızda,
  • Yalakalığın bir marifet değil şarlatanlık olduğunu farkettiğimizde,
  • Savaş ile barış arasındaki farkı gördüğümüzde,
  • Yaşatmanın öldürmekten daha kutsal olduğunu farkettiğimizde,
  • Olayları, sadece gazete ve Tv’den takip edip öngörmeye çalışan sıradan insanların, ülkeyi yönetmeye talip olmadıklarında,
  • Yöneticilerden saygınlık, güvenirlik ve inanırlık gördüğümüzde,
  • Yanlıştan ders almasını öğrendiğimizde,
  • Özür dileyene hakaret etmediğimizde,
  • İnsanlara tepeden bakmayıp, ukalalık etmediğimizde,
  • “Aptal” zannettiklerimizden çok fazla şey öğrenmeye başladığımızda,
  • Çağımızda gören, okuyan, araştıran konuşan ve duyan birini “zavallı” olarak görmediğimizde,
  • Başkalarının günahlarıyla evliya olunamayacağını öğrendiğimizde,
  • Her koyun kendi bacağından asılır” deyip kimsenin günah bekçiliğine soyunmadığımızda,
  • Sadece söz ve düşüncelerle adam olunamayacağını, söz ve düşüncelerimizi bir eylem’e dönüştürebildiğimizde,
  • Üstüne bastığımız toprağın bir gün altına gireceğimizi ve ölümü unutmadığımızda,
  • Ve bütün bu evrende yaşayıp giderken ağzımızdan çıkanı bir gün kulağımız duymaya başladığında…

ADAM OLURUZ… (belki)

MEB Bizi Nasıl Hackliyor!

MEB, kendisine bağlı kurumlara gönderdiği bir yazı ile, internete bağlı olan tüm cihazlara kendi ürettikleri bir KÖK SERTİFİKASI’nın yüklenmesini zorunlu kıldı.

meb-yazi

  • Sertifika yükleme sayfası ise aşağıda görüldüğü gibi meb.gov.tr altında: http://sertifika.meb.gov.tr/ (silinmesi ihtimaline karşı: https://archive.is/7WV13)

    Kök sertifikası nedir?
    Kök sertifikaları; internete bağlı cihazların, internetteki şifreli iletişimlerin güvenilir olduğunu anlama yöntemidir.

    Sahte bir kök sertifika ile neler yapılabilir?
    Sahte bir kök sertifikası ile kullanıcı anlamadan, kullanıcı ile web site arasına girilerek veriler dinlenebilir ve değiştirilebilir.

    Peki bütün bunlar ne anlama geliyor?
    Kök sertifika kontrol sürecini başarı ile geçen bir saldırgan (bu durumda MEB oluyor) şunları yapabilir:

    Kullanıcının;
    Girdiği web sitelerini görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Sitelerde okuduklarını ve yazdıklarını görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Gönderdiği yada aldığı mailleri görebilir-değiştirebilir-engelleyebilir
    Herhangi bir sitedeki hesaplarının şifrelerini görebilir-değiştirebilir
    Kredi kartı bilgilerini görebilir
    Dropbox-Google drive gibi bulut depolama alanlarına virüs koyabilir
    Giriş yaptığı sitelerdeki özel mesajları görebilir-değiştirebilir

    Peki bu durumda biz ne yapabiliriz?
    Bu konuyu en azından #MEBBiziHackliyor hastagi ile Twitter,Facebook ve diğer sosyal medya mecraları üzerinden gündeme getirebilir, çözüm önerileri sunabilir ve tartışabilirsiniz.

Eyvah kimlik bilgilerim çalındı!

Son günlerde iyice paranoyak olduk; “eyvah kimlik bilgilerim çalındı!” diye… Bu yeni değil elbet vatandaş!

Sadece şimdilerde günyüzüne çıktı! hiç merak ettinmi? nasıl oluyor da benim GSM numaramı biliyorlar da beni arayıp mesela “sivilcem için” ilaç pazarlamaya çalışıyorlar! yada İ.Melih Gökçek nasıl oluyor da benim numaramı bilip bana   SMS atarak akşamki çıkacağı programın duyurusunu, reklamını yapıyor?

Nasıl mı? işte bu çalınan-satılan kimlik bilgileri ile buna GSM şirketlerini dahil ederek yada zorla ellerindeki abone kayıt bilgilerini alarak 😦

Şimdi de biraz araştırmalarım soncu derlediğim çalınan kimlik bilgilerimize ve başımıza nasıl dertlerin açılabileceğine bakalım;

Maalesef ki 2009 Yılında YSK’dan Çekilen MERNİS Veri Tabanı Internette Paylaşılıyor. . .

Bu Veri Tabanı 2010 Yılında SQL Bilgileri ile Programa Dökülmüştü. . .

Yine Yeniden Servis Edilen ve Servis Edilmeye Devam Edecek Bir Durum. . .

Elbette ki Torrent Olduğu Sürece de Bu Devam Edecektir. . .

Hatırlarsanız Şubat Ayında Emniyet Genel Müdürlüğü Hacklendi Diye Haberler Ortaya Çıktı. . .

O Kısımda da Kimlik Bilgileri Indirmeye Sunulmuştu . .

Orada Çok Güzel Bir Şekilde Sunum Yapıldı ki ; Yine Bu Kimlik Bilgilerinin Içindeki Sorgu.exe Dosyasına Birden Fazla Trojan ve Uzaktan Yönetim Sağlamaya Yarayan Malware Keşfedilmişti. . .

Botnetlerle Geçen Seferki Tamamlanamayan DDoS / DoS Furyası Için Alt Zemin Hazırlanmıştı. . .

Şimdi ise Yine Yeniden Aynı Şey Oluyor. . .

Lakin Bu Sefer Iş Sadece Beyaz Şapkalı Hacker ve Siyah Şapkalı Hacker Savaşından Çıkmış Oldu. . .

Artık Dolandırıcılarda Bu Işin Içinde. . . ve Olaylar Öyle Bir Hal Aldı ki Bu Bilgiler, Arama Motorları Üzerinden Herkesin Rahatlıkla Ulaşılabileceği Bir Hale Büründü!

Peki Bu Durum; Kimlik Bilgilerimiz,  Kişisel Verilerimizin  Güvenlik Ihlali !  Bizi Ne Gibi Zarara Uğratır ?

Tek Kelime ile Anlatacak Olursak Eğer ;

Kopyalanırız. . .

Varlığımız Bir Başkasında Hiç Hayal Etmediğimiz Özellikte Vücut Bulur. . .

Bu Kopya / Klon Kişi Adınızı Kullanarak Telefon Hattı Açabilir, Trafikte Ceza Aldığı Takdirde Adınıza Ceza Puanları Düşürebilir, Adınıza Kira Kontratı Yapıp Borçlanma Yapabilir, Yine Aynı Kira Kontratı ile Adınıza Su, Elektrik ve Doğalgaz Gibi Abonelikler Yapabilir, Belediyeden Mesken Borcu Çıkartabilir, Açık Ev Adresiniz Bulunduğu Için Kargo Gönderimlerinde Kapıda Ödeme Seçeneği ile Yüklü Bir Miktar ile Karşılaşabilirsiniz. . .

Peki Bu Felaket Denilecek Durumdan Korunmak, Önlem Almak Için Ne Yapmak Gerekir ?

Maalesef ki Vatandaş Olarak Konu Üzerinde Çok Fazla Birşey Yapamıyoruz  Dikkatli Olmaktan Başka…

Şimdilik İlk Çaremiz e – Devlet Portalı
https://www.turkiye.gov.tr

Gelen Telefonlara, Kapınıza Gelenlere Hatta Aldığınız e-Postalara Bile Şüpheyle Yaklaşmanız Gerekiyor!

e – Devlet Bu Konu Üzerinde En Önemli Kısım Çünkü Adınıza Yapılan Her Durumdan Haberdar Olmanızı Sağlayacak Bir Platform. . . e – Devlet Şifreniz Yok ise Size En Yakın PTT Şubesine ” Bizzat ” Kimliğiniz ile Başvurarak Edinebilirsiniz

Dipnot ; Ilk Kez Şifre Alıyorsanız 2 TL, Şifrenizi 2. Kez Alıyorsanız 4 TL Gibi Bir Ücret Ödemeniz Gerekiyor

En Yakın PTT şubesini aşağıdaki linkleri kullanarak bulabilirsiniz;
https://www.turkiye.gov.tr/en-yakin-ptt
http://enyakinptt.ptt.gov.tr/Enyakinptt/

e – Devlet Şifrenizi Aldıktan Sonra Mobil Hat Sorgulaması Yaparak Adınıza Açılmış Telefonları Görebilirsiniz, Adınıza Açılmış Mahkeme Davalarını Görebilirsiniz, Trafik Cezalarını Kontrol Edebilirsiniz, Vergi Borçlarınızı Görebilirsiniz, HGS ve OGS Ihlallerinizi Sorgulayabilirsiniz ;

Mobil Hat Sorgulaması
https://www.turkiye.gov.tr/mobil-hat-sorgulama

Mahkeme Dava Sorgulama
https://www.turkiye.gov.tr/davalarim

Trafik Cezaların Kontrol
https://www.turkiye.gov.tr/kugm-ceza-sorgulama

Sorgulamalarda Olağandışı Hareket Görürseniz Mutlaka Ama
Mutlaka Savcılığa Başvurunuz!

e- Devletten Gerekli Kontrolleri Yaptıktan Sonra Kendimizi Korumaya Almak Adına Ilişkili Olduğumuz Kurum ve Kuruluşlarda Sıra ;

Tüm Operatörlere Mevcut Numaranızı ve Bilgilerinizi Belirtip Bu Bilgilerin ve Imzanızın Dışında Yeni Bir Hat Açtırmak Istemediğinizi Belirten Imzalı Bir Dilekçe Gönderiniz. . .

Hizmet Aldığınız Elektrik ve Doğalgaz Şirketlerine Giderek Mevcut Abonelik Numaranızı ve Bilgilerinizi Belirtip Bu Bilgilerin ve Imzanızın Dışında Yeni Bir Abonelik Açtırmayacağınızı ve Açılırsa Bu Durumdan Kurumun Sorumlu Olacağını Belirten Imzalı Bir Dilekçe Yazınız. . .

Ilişkili Olduğunuz Banka Hesaplarını Kontrol Ediniz

Hesabınızda Bulunan EFT ve Havale Limitlerini Sıfırlayınız veyahut Tamamiyle Kapatınız Gerektiğinde Anlık Olarak Kullanınız

Bankalara Giderek Adınıza Alınmış Tüm Kredi ve Kart Bilgilerini Kontrol Ediniz

Beklemediğiniz Bir Kargo Alırsanız Kargo Takip Numarasını Sorgulatınız

Geçmiş Olsun denmemek için bu kontrolleri mutlaka yapınız….

IT Çalışanları’nın, SysAdmin’lerin, Yazılımcılar’ın Anlaşılamama Kaderi…

IT Çalışanlarının, SysAdminlerin halk ağzı ile “bilgisayarcıların” yaptığı iş çok kolay görülür “iki tık tık yaptı aldı parayı” denir, kıyma makinasına bir yandan et koyup diğer yandan etin kıyma olarak çıkması kadar kolay görülür yaptıkları iş.
Oysa; uykusuz geçen geceler, sabahlamalar, okunan kitaplar-makaleler-dergiler, forumlar’da geçen zamanlar,  eşe-sevgiliye-çocuklara-aileye az ayrılmış zamanları kimse bilmez!
Hiç bir meslek grubunu hedef almadan söylüyorum her işin kendine göre zorluğu var ama; bir doktora, bir avukat’a, bir öğretmen’e yada benzeri gözde bir meslek grubuna verilen ücretler göze batmazken “bir bilgisayarcı”ya ödenen para çok gelir!
Oysa o Doktor, o Avukat, o Öğretmen, o X yine “bilgisayarcıların” hayatını kolaylaştırması ile parasını kazanır!
Elinden düşürmediği akıllı telefon, tablet, tv kumandası,facebook,twitter,instagram,angry birds “bir bilgisayarcı”‘nın buluşudur!
Hayatını kolaylaştıran teknolojik buluşları “bilgisayarcılara” borçlu olduklarını bilmezler-unuturlar! yada işlerine gelmez!
En kötüsü; sizi aileniz, eşiniz, çoluk-çocuğunuz bile anlaya-maz çoğu zaman yalnız yaşarsınız bu sanal alemi…
İşte bu anlaşılamama içerisinde yaşarken, yaşadıklarını yazıya döken Yuri Korolyov’un (System Admin) yazısı dikkatimi çekti.
Meslektaşların kendilerinde bir şeyler bulacağına eminim…keyif ile okuyacağınızı umarım.

developers

Türkiye’de IT Departmanı ve Help-Desk (Sektöre atılacaklara tavsiyeler…)

Merhaba, ben yaklaşık 250+ client ve 500+ çalışanı olan 7/24 hizmet veren büyük binalardan oluşan bir kurumun IT departmanında görev yapıyorum. Kulağa hoş geliyor ama durum sandığınız gibi kesinlikle değil.

Çünkü burası Türkiye, sektöre atılacaksınız dikkatlice okuyunuz. Eğer siz bilgisayarcıysanız elektrikle çalışan her cihazı kullanmak zorundasınız çünkü yeni nesil bir çamaşır makinesini ayarlayamazsanız iyi bilgisayarcı değilsiniz demektir. Her ne kadar dalgada olsa bu böyle.

IT denince akla serverlar vs gelir ama ülke TR olunca her şeye siz bakıyorsunuz serverda problem var koş Exchange çöktü koş bilgisayarım açılmıyor koş gibi gibi.

Ne mezunu olduğunuz ne bildiğiniz önemli değil bilgisayarcısınız her şeyi yapacaksınız.

Genelde günleriniz şu şekilde geçer. Sabah gelir servera göz atarsınız disk durumları event loglar vs vs tam o sırada telefon çalar yazıcımdan çıktı alamıyorum der biri gider bakarsınız; İhtimal 1: Toner bitti İ2: yazıcı kapalı i3: yanlış yazıcıya göndermiş i4: yazıcının usb bağlantı kablosu çıkmıştır vs vs gibi aptal sorunlar onca eğitim deneyimle bakıyorsunuz üst düzey soru arıyorsunuz bi bakıyorsunuz ki fakülte mezunu analitik düşünen en az 3 yıl deneyimli 2 dil bilen angut yazıcıya kağıt koymamış.

Son kullanıcı bilgisayar kullanmayı bilmez sizi de biliyo saymaz iki tıklıyo gidiyo canım ne varkiden ibaretsiniz siz. Group policyden ve gerekli güvenlik ayarlarından kurulum yapmayı kapatırsınız yöneticiye koşarlar her şey kısıtlı bişi yapamıyoruz yia derler açarsınız virüsler eklentiler gereksiz programlar alır başını gider.

Bağırarak söylüyorum son kullanıcı geri zekalıdır.

Yahu Allahın kitabın yok mu senin sırf sevdiğin filmi yan odada çalışan bayana izletmek için 1 gb lık dosya maille yollanır mı? Gitmiyor diye şikayet edilir mi?

Onu geçtim hadi dalgınlığa gelmiştir sağında oturan solak arkadaşının faresini kendininki sanıp aldığınız fare kalitesiz işi beceremiyorsunuz gibi gibi saatlerce hakaret edenler? Şaşırmayın durun daha yeni başlıyoruz şimdi diyeceksiniz ki sizin oraya has bu yok önceki yerlerde böyle bakın ben süper zeka bir insan değilim bir sıkıntı varsa düşünürüm sebep nedir hata nedir neden olmaz? Deneyerek bulur çözerim.

Eğer bu tarz şeylere baş ederim diyorsanız;

1-Abudik gubidik hatalarda sakin olacaksınız kanser geliyorum demez

2-Her türlü önlemi alın her şeyin yedeği vs sistemli çalışın

3-Mutlaka makale okuyun sektörde her konuda zilyon tane vardır boş vakit demeyin abanın

4-Ne mezunu olduğunuz fark etmez hatayı her alanda arayın internet yoksa prizden gelen kablo hattına kadar kontrol edin.

5-Her şeyi öğrenin ama bir şeyi dibine kadar bilin o sizin uzmanlık alanız olsun örneğin Active Directory’i dibine kadar bilin ama Exchange’i de yönetin Hyper-V ile ilgilenin yeri geldiğinde jack çakın yer geldiğinde kamera bağlayın bir gözünüz yazıcıda da olsun

Bu yazı uzar gider ama şunu bilin 2 sene sözel bir bölüm okuyup masa başı rahatça çalışma imkanı varken tonlarca kitap okuyup dünya kadar konu başlıklarını talan edip özel eğitimlere tonlarca para dökmeyin yapamayın etmeyin sektöre bulaşmayın bulaştıysanız da abanın.

Bir diğer öneri mutlaka İngilizce bilin her şeyden önce. Özel eğitim kurumlarda Sistem uzmanlığı ve benzeri eğitimler almayın video dersleri var boşuna para dökmeyin sertifikasyon için. Prometric ve Pearson Vue’den özel olarak girip alabilirsiniz. Ve bu eğitim kurumları size katılım sertifikası verir ve bir geçerliliği yoktur.

İşe girerken kurumsalız kurumsallaşıyoruz şöyleyiz böyleyiz diyenlere kanmayın kurumsal çalışan bi tek siz olacaksınız geriye kalan herkes kafasına göre çalışacak.

Çalışırken dokümantasyona önem verin kaçmayın hayat kurtarır format atsanız dahi bir kenara yazın defterini tutun. Kurulum yaparken roller vs video kaydı alın yada lightshot gibi programlarla seri ekran görüntüleri alın.

Tekel-el-leştirin. Çünkü herkes sizle dost olmaya çalışacak ama içten içe düşmandır. İşi tekelleştirin tüm şifreler sizde olsun herkesi kendinize muhtaç edin sizi işten kovduklarında 3 gün içerisinde geri çağırmak zorunda kalsınlar..ki bu olay tecrübeyle sabittir.

Söylenmeler; Yha bu pisii çok yawaş değiştirinnn. diyecekler değiştirmeyin bi mail atıyo 2 excel dosyası var akşama kadar facebook’ta geziyo ne vercez sana i7 mi yoksa xeon mu? Aya mı çıkacak mış hadron mu çarpıştıracak? Bırakın sürünsün.

(…)